Biricik suden: Çocukların ağlamasına dayanamıyorum dedi; annelik açıklaması

3 минут чтения

Biricik Suden: “Çocukların ağlamasına dayanamıyorum”

Mazhar Alanson’la 23 yıldır evli olan Biricik Suden, çocuk sahibi olma konusundaki düşüncelerini açık sözlerle anlattı. Özgürlüğüne bağlı bir yaşam sürdüğünü belirten Suden, annelik fikrinin kendisini her zaman endişelendirdiğini ve çocuk büyütmenin kendi karakterine uygun olmadığını düşündüğünü söyledi.

Suden, çocuk sahibi olmayı hiçbir zaman güçlü biçimde arzulamadığını ifade ederek, “Çocuk sahibi olmak benim için çok korkutucu bir şeydi. Özgürlüğüne düşkün biriyim ve böyle bir sorumluluğu taşımaktan çekindim. Çocuğum olsaydı büyük ihtimalle kendimi kaybederdim. Sağlıklı bir anne olamayacağımı düşünüyordum” dedi.

Kendisini oldukça korumacı ve sahiplenici biri olarak tanımlayan Suden, bu özelliğinin çocuk sahibi olması hâlinde kontrol edilemez bir kaygıya dönüşebileceğini dile getirdi. Eşinin ve evcil hayvanının sağlık durumunu bile sürekli kontrol ettiğini belirten ünlü isim, “Mazhar uyurken onun nefesini kontrol ederim. Kedimin başında da aynı şeyi yaparım. Bir çocuğum olsaydı bu endişe çok daha yoğun yaşanırdı” sözleriyle duygularını anlattı.

Suden, uzun yıllardır evli olduğu Mazhar Alanson’un ise çocuk sahibi olmak istediğini açıkladı. Ancak çiftin bu konuda yaşadığı süreç bekledikleri gibi sonuçlanmadı. Suden, denemelerin doğal yollarla gerçekleştiğini fakat gebelik oluşmadığını belirterek, o dönemde 40 yaşını geçmiş olduğunu söyledi. “Denememize rağmen olmadı. Sonuç alamayınca içimden ‘iyi ki olmadı’ diye düşündüm” ifadelerini kullandı.

Ünlü isim, çocuklara karşı tamamen sevgisiz olmadığının da altını çizdi. Başka insanlara ait çocukları sevdiğini ancak çocuk ağlamasının kendisinde yoğun bir rahatsızlık oluşturduğunu belirtti. Özellikle yüksek sesli ve uzun süren ağlamalara karşı tahammülünün çok düşük olduğunu söyleyen Suden, bunun kendisi için en zorlayıcı seslerden biri olduğunu dile getirdi.

Bu hassasiyetinin ailesinden geçmiş olabileceğini de anlatan Suden, babasının da çocuk ağlamasına dayanamadığını söyledi. Kendi çocukluk dönemine ilişkin bir anısını paylaşarak, “Biz ağladığımızda babam bizi evden çıkarırmış. Sanırım bu konuda ona benziyorum” dedi.

Restoran gibi ortak yaşam alanlarında çocuk ağlamasıyla karşılaştığında farklı tepkiler verebildiğini ifade eden Suden, bazen duruma katlanmaya çalıştığını, bazen de mekândan ayrılmayı tercih ettiğini söyledi. Ancak çocuklara öfkelenmediğini, asıl sorunun ebeveynlerin tutumuyla ilgili olduğunu vurguladı.

Suden’in açıklamalarında dikkat çeken noktalardan biri de çocukların davranışlarından ziyade, ebeveynlerin sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğine yönelik eleştirisiydi. “Çocuğun bunda bir suçu yok. Ailelerine kızıyorum. Çocuk ağlıyorsa onu sakinleştirmeye çalışmak, gerekirse dışarı çıkarmak gerekir” diyerek düşüncelerini açıkça ortaya koydu.

Çocuk sahibi olmamak, kimi insanlar için bilinçli ve kişisel bir yaşam tercihi olabiliyor. Toplumda evlilikten sonra mutlaka çocuk sahibi olunması gerektiğine yönelik yaygın bir beklenti bulunsa da herkesin aile, sorumluluk ve özgürlük anlayışı aynı değil. Suden’in sözleri de bu farklılığın kamuoyunda yeniden tartışılmasına neden oldu.

Biricik Suden’in açıklamaları, anneliğin her kadın için otomatik olarak gerçekleşen ya da mutlaka istenen bir rol olmadığını gösteriyor. Bazı kişiler çocuk büyütme sorumluluğunu hayatlarının doğal bir parçası olarak görürken, bazıları kendi psikolojik sınırlarını ve yaşam tercihlerini dikkate alarak farklı bir yol seçebiliyor.

Uzmanlar da ebeveynlik kararının baskıyla değil, kişinin kendi isteği ve hazır oluşuyla verilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Çocuk sahibi olmak, yalnızca duygusal sevgi değil; zaman, sabır, maddi imkân ve uzun vadeli sorumluluk gerektiren bir süreç. Bu nedenle bireylerin kendi koşullarını gerçekçi biçimde değerlendirmesi önem taşıyor.

Çocuk ağlamasına karşı duyulan yoğun rahatsızlık da kişiden kişiye değişebiliyor. Bazı insanlar bu sesi doğal ve geçici bir durum olarak karşılarken, bazıları yüksek ses nedeniyle stres, öfke veya kaygı hissedebiliyor. Böyle durumlarda çocuğu suçlamak yerine ortamdan kısa süreli uzaklaşmak, gürültüyü azaltmak ve sakinleşmeye çalışmak daha sağlıklı bir yaklaşım olabilir.

Suden’in sözleri aynı zamanda ebeveynlerin kamusal alanlardaki sorumluluğunu da gündeme getiriyor. Çocukların ağlaması tamamen engellenemese de ailelerin onları rahatlatmaya çalışması, çevredeki insanları dikkate alması ve uygun durumlarda daha sakin bir alana geçmesi, ortak yaşam kültürü açısından önem taşıyor.

Mazhar Alanson ve Biricik Suden’in çocuk sahibi olmama süreci, çiftlerin özel kararlarının dışarıdan değerlendirilmemesi gerektiğini de hatırlatıyor. Her ailenin yaşam planı farklı olabilir. Önemli olan, alınan kararın eşler arasında açık iletişim, karşılıklı anlayış ve kişisel sınırlar gözetilerek verilmesidir.